ENOANT

Enoant siyah üzüm ekstraktı cabernet savinion (Kabarne sevinyon)cinsi siyah üzümden özel geliştirilmiş yöntemlerle elde edilmektedir. Tekirdağ’da bulunan 100 bin metre kare üzüm bağımızda Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve T.C Tarım bakanlığı Tekirdağ bağcılık araştırma enstitüsü danışmanlığında üretilen üzümler, Hayrabolu’da kurulu olan fabrikamızda işlenerek mamul hale getirilip ecza depoları kanalıyla eczanelerde satışa sunulmaktadır. Tekirdağ’da bulunan bağımızda bağbozumu başlamadan bir süre önce,Namık Kemal üniversitesi Ziraat fakültesi araştırma görevlileri tarafından bağımızdaki üzümler hastalandırılmakta ve bir müddet sonra fenolik madde ölçümleri yapılarak istenilen sonuca ulaşıldıktan sonra bağbozumu yapılmakta ve bozum bittikten sonra bağ tekrar iyileştirilmektedir.Burada bağın hastalandırılmasındaki amaç üzüm asmalarının hastalıktan ötürü strese girerek kendi bağışıklık sistemini oluşturan fenolik maddeleri çoğaltmasıdır.Bahsi geçen fenolik maddeler üzümün kabuğunda ve çekirdeğinde bulunmaktadır.Bunları önem sırasına koyacak olursak sırasıyla: Resvaratrol,Kateşin,Epikateşin ve Quarsetin’den oluşmaktadır. Tek başına Resveratrol kanda uzun süre kalabilse (Suyla parçalanıp kısa sürede kandan dışarı atılıyor) bağışıklık sisteminden kaynaklanan birçok rahatsızlığın giderilmesinde en önemli destek ürünü olacaktır. Özellikle kanser hastalıklarının tedavisi esnasında kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerinin giderilmesi (kan değerlerinin düşmesi, saç dökülmesi ve vücut direncinin azalması v.s.) aşamasında çok etkili bir destek ürünü olmaktadır.Bu arazlar hastanın dış görünüşüne bağlı olarak hem psikolojisini hem de fizyolojisini bozarak ilaçla tedaviye zorluk teşkil etmektedir.Düşünün ki kemoterapi neticesinde saçları dökülen ve ten rengi solan (ki bu ara yaşam kalitesindeki düşüşü göz ardı etsek bile) bir kadının, hastalıkların yenilmesinde en önemli etkenlerden biri olan moralitesini nasıl yüksekte tutacaktır?Günümüzde kanser tedavisinde kullanılan birçok ilaç oldukça pahalı,TOKSİK ve etkileri de sınırlıdır.Son yıllarda çeşitli üzüm ekstraktları kanser de dahil birçok hastalıkta kullanılmaya başlamıştır.Kemoterapi ve radyoterapi hastanın mevcutta bulunan kanserli hücrelerini yok olmasını sağlarken aynı anda kanda bulunan iyi hücrelerimizi de (Alyuvar,Akyuvar ve Trombosit vs.) öldürerek; yararının yanında oldukça zararlı da olmaktadır.Sadece RESVERATROL bile mevcut kanda bulunan iyi hücrelerimizin lipit denilen yağ hücrelerine sarılarak antioksidan etkisiyle koruyup ölmelerine engel olmakta ve aynı zamanda kanser hücre dizileri üzerinde SİTOTOKSİK etki yaparak ölmelerine sebep olmaktadır.Kısaca kanser tedavilerinde kullanılan yöntemler(Kemoterapi,radyoterapi) yarattığı faydanın yanında hasta vücuduna azımsanmayacak hasarlar vermektedir.Buna karşın tamamen doğal olan RESVARATROL tek başına faydalı hücreleri koruyup,kanser hücrelerini yok ederek(Sitotoksiste) iki taraflı bir fayda doğurmaktadır. Resveratrol, endojen bir anti-oksidan kapasitesine sahip olduğu gibi,pek çok antioksidanın ekspresyonunu uyararak genel bir antioksidan etkisi gösterir. Resveratrolün antioksidan aktivitesi ile ilişkili olan anti-tümorojenik etkisi deneylerle kanıtlanmıştır. Resveratrol lösemi hücreleri olan HL-60 hücreleri ile yapılan çalışmalarda,kanserli hücrelerin canlılığını ve DNA sentezini azalttığını göstermiştir.Özetle Enoant içerdiği Resveratrol ve diğer polifenollerle birlikte sinerji etkisi de yaratarak kanserli hastaların tedavisinde destekleyici bir tıp ürünü olarak kullanılabilir. 

    JOHN HOPKİNS hastanesinin yayınladığı bir bildiride şunlardan bahsedilmektedir:

 1-Herkesin vücudunda kanserli hücreler bulunur. Bu kanserli hücreler birkaç milyar adet olana kadar standart testlerde görünmezler.

2-Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.

3-Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri vücutça yok edilir ve tümör oluşturmalarına engel olunur.

4-Bir kişide kanser olması o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.

5-Çoklu beslenme eksikliğini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve EK GIDA TAKVİYELERİ almak bağışıklık sistemini güçlendirir.

6-Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s’ deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri de yok eder. Ayrıca karaciğer, böbrekler, kalp akciğerlerde organ tahribatına yol açar.

7-Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken, sağlıklı hücre doku ve organları da yakar yaralar ve zarar verir.

8-Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.

9-Kemoterapi ve radyasyondan vücut fazla toksin yüklemesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer ya da yıkılır. Dolayısı ile kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.

10-Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona uğramalarına neden olabilir ve dirençlerinin artırarak yok edilmeleri zorlaşabilir. Cerrahi işlemde kanser hücrelerinin başka tarafa atlamasına sebep olabilir.

11-kanserle savaşmakta etkili bir yöntem de onların çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun bırakarak aç kalmalarını sağlamaktır.

 

BİR DE KANSER GÜNCELLEMESİ YAPACAK OLURSAK;

 Klasik söylemlerden olan; sigara içme, kötü beslenme (fasfood),stresli yaşam tarzı, içki içme v.s şeylere ek olarak dikkat etmediğimiz tehlikeler şunlardır:

 1-Mikro dağla fırına plastik kap veya ambalaj koymayınız.

 2-Dondurucuya su şişesi koymayınız.

 Ortaya çıkan DİOKSİN KİMYASALLARI kansere özellikle de meme kanserine sebep olmaktadır. Dioksinler vücudumuz hücreleri için oldukça zehirlidir. Plastik su şişesini suyu kesinlikle dondurmayınız. Çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.Bu da vücudumuza kanseri davet etmek demektir.

                          RESVERATROL VE KARDİYOVASKÜLER SİSTEM

 Dünyada ve Türkiye’de ölüme sebebiyet veren hastalıkların başında kalp ve damar hastalıkları gelmektedir.

Serbest radikallerin artışı ile karakterize olan oksidatif stres, endotel tabakasının işlev bozukluğunun temel sebebidir. Oksidatif stres; kardiyovasküler hastalıklar, kanser ,nörolojik hastalıklar, diyabet, yaşlanma ve diğer pek çok hastalığın patogenezinde önemli rol oynamaktadır.

İskemi reperfüzyon hasarı hem kroner damarları hem kalp kas hücrelerini etkilemektedir.Koroner damarlardaki hasar damar tonusunu değiştirebilir ve reperfüzyon sırasında koroner kan akışını etkiler.Kas hücrelerindeki iskemi-reperfüzyon hasarı kalp hastalıklarına ve de daha ilerisi ölümlere yol açmaktadır.

Resveratrol, siyah üzümün çekirdeğinde ve kabuğunda bulunan polifenolik bir bileşiktir.

Fransa’da kırmızı şarap tüketimi ile kardiyovasküler hastalık sıklığı arasında ters orantı saptanmıştır. Yani Fransız toplumu en fazla doymuş yağ oranı tüketip, en fazla kalp hastalığına yakalanan toplum olması beklenirken aksine kardiyovasküler rahatsızlığa en az yakalanan toplum özelliğini taşımaktadırlar.Buna tıp literatüründe Fransız paradoksu denmektedir.

                              RESVERATROLLE İLGİLİ GENEL BİLGİ

Resveratrol antioksidan özelliklere sahip en iyi bilinen fitofenollerden biridir. Asma tarafından üretilen bir madde olan Resveratrol doğal bitki savunmasının uyarılmasına yol açar, aynı zamanda hayvanlarda ve insanlarda çok çeşitli organ ve dokular üzerinde faydalı etki sergiler. Asmada UV ışınlaması veya ozonla maruz kalma gibi biyotik enfeksiyonlara veya abiyotik strese yanıt olarak üzüm bitkisi tarafından üretilir.Asma bitkisi olan siyah üzümün kabuğunun resveratrol konsantrasyonun en yüksek yer olduğu bilinmektedir.

Son yirmi yılda polifenollerin sağlığa olan faydalarını bildiren 2.500 den fazla araştırma makalesi yayınlandığı bilinmektedir. Bu yararlı sağlık etkileri yaşam ömrünü uzatma, kilo kontrolü ve kardiyovasküler hastalıklara, nörodejeneratif  hastalıklara, beyin hasarına neden olan hastalıklara, kansere ve kanser metastazına karşı koruma olarak özetlenebilir.